“‘tanrım’ dedi ‘bu ne zor bilmece:
öldükçe çoğalıyor adamlar
ben tükenmekteyim öldürdükçe”

Sonsuzluk için bir tanım: Tanrı, ‘an’daki ‘yeni’dir.

Ben taşım
öyle doğdum

önünde duruyorum
tekmeleyip uzaklaştırıyorsun

Üzerimde ot bitmiyor
tarlandan kovuyorsun

bazen parlıyorum
suda sektiriyorsun
dibe batıyorum

basıp geçerken
görmüyorsun

kaçamıyorum
konuşamıyorum

ben

her zerresi Rabbi zikreden,
O’nun lanetlediklerinden
Taşım

sen toprak da olsan
ben taş kalıyorum.

Yazdıklarımda da pişman olacağım, yazmadıklarımdan da.

Hani o türküdeki gibi, yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar.

Kıpırdadıkça herşey bozuluyor.

Büyüdükçe küçülüyorum. Tecrübelerin beni daha mükemmel biri yapması gerekir diye inanırdım, halbuki tecrübeler mükemmel olmadığımızı anlamamız içinmiş.

Daha acıklı olsun diye söylüyorum, ana rahminden çıkmış gibiyim, çok canım acıyor. Aşk’la ilgisi yok, aşk şu sıralar şekerpare’nin altında bir yerde sırasını bekliyor. Çabuk dağıl, iç sıkıntısı.